“Dünyada yaşanan sıkıntının ekonomik
krize dönüşmesi an meselesi.” Bunu ilk duyduğumda tüylerim
diken diken oldu. Türkiye’nin şu an içinde olduğu ekonomik
durum ile gelecek kriz dalgasını karşılayamayacağız ve çok
büyük hasar alacağız endişesini taşıyorum. Ekonomik verileri
derinlemesine analiz ettiğinizde bu korkutucu sonuç ortaya
çıkıyor. Son birkaç yıldır kan kaybeden imalat sektörü ve
uzun zamandır kansız kalan tarım sektörü zaten oldukça zayıflamış
durumda.
Geleceği, devletin bakanı tarafından
da seslendirilen dünya ekonomik krizinin birçok sektörü etkileyeceği
kuşkusuz. Ancak net olarak bilinen bir durum var ki tam da
bizim konumuza giriyor; “Tarım-Hayvancılık ve Gıda üretimi”.
Dünya hangi koşulda olursa olsun gıda ihtiyacı sıfırlanamaz.
Öyleyse buna olan talep devam edecek öyleyse bunun üretimi
ve imalatı da devam edecek öyleyse bunun ticareti de devam
edecek. Tarımsal üretim ve tarımsal imalat sektörünün önemi
ve ona yapılacak doğru yatırımın her koşulda göreceli olarak
da olsa kazandıracağı açıktır. Son dönemde tarıma yönelen
sermaye gruplarının bu öngörüyü çok önceden gören yöneticilere
sahip olduğunu düşünüyorum. Özellikle verimliliği artıran,
tarım araçları ve tarımsal mekanizasyon kullanımındaki tercihlerine
bakıldığında, bu alanda yaptıkları yatırımları ne kadar ciddiye
aldıklarını ve uzun vadeli baktıklarını gözlemliyorsunuz.
Gelişen tarım teknolojilerinin uygulamada
daha fazla kullanılmasında, bu alanda üretim ve ithalat yapan
şirketlerimize daha fazla görev düşüyor. Bu görev, ülke tarımının
modernleştirilerek geliştirilmesi açısından yaşamsal görevleridir.
TRAKTÖR Dergisi’nin yayın hayatının başından bu yana görev
edindiği ve özellikle yerel küçük imalatçılara kendilerini
tanıtmaları ve ürünlerini yaygınlaştırmaları için sağladığı
olanaklar, bu temel görev bilincine dayanmaktadır.
Bahsettiğimiz etkinlik ve bilinçlendirme çalışmalarını gereği
kadar yapan çok az sayıda sağlayıcı var. Biz, bu alana yatırım
yapmış tüm oyuncuların, her dönem katkı vermeleri gerektiğini
düşünüyoruz. Bunun yolu gerek fuarlar gerek yöresel etkinlikler
gerekse bir köy okulunun tamir edilerek eğitim faaliyetine
katkı olabilir. Yine de her fırsatı değerlendirip eğitim ve
tarımsal dönüşüm konusunda çok küçük de olsa adımlar atılmasının
öneminin altını çiziyoruz.
Bu ülkenin geleceğinin Eğitimli/Bilinçli insanlarla yapılan
Tarım-Hayvancılık ve buna dayalı sanayide olacağı inancımız
değişmedi. Bu inançla diyoruz ki; “ Bu ülkenin geleceğini
şekillendirecek olan bizleriz, öyleyse doğru şekillendirelim”.
Fındık Çuvala Girdi
Fındık dalları ilk püskülü verdiğinde umutlanan üretici, hasat
bitip çuvala girince hüsran’a uğradı. Sezon başında yüksek
rekolte beklentisi nedeni ile başlayan düşük fiyat endişesi
gerçeğe dönüştü. Ancak cevaplanamayan bir kara nokta meydana
geldi. “Rekolte yüksek olmadı ki bu fiyat neden düşük.” Bunun
cevabını verecek yetkililer, üreticinin bu cevabı ne zaman
hak edeceğine karar vereceklerini merak ediyorum. Ayrıca rekolte
yüksek olsa bile geçtiğimiz ay Ordu’dan yükselen bir teklifi
değerlendirdiğinizde yağa dönüştürülecek fındığın ekonomiye
katkı sağlayacağına dikkat çekiliyor. Değerlendirmeye değer
bir öneri. Fındık ve buna bağlı konular Temmuz – Ekim ayları
arasında yoğun bir gündem ile konuşulup, kavga gürültü arasında
bir sonraki Temmuz ayına kadar halının altına süpürülür. Ben
konunun farklı bir boyutuna dikkatinizi çekmek istiyorum.
Fındık üreticisinin son 30 yılına baktığınızda, kuşakların
yer değişimindeki hızı görürsünüz. Köyünde kalıp, fındık bahçesi
ile birlikte yaşayan üretici sayısı oldukça azaldı. Yeterli
geliri alamayıp, kente göçen son iki kuşak, hasat zamanı 15-20
günlüğüne de olsa köyüne geri dönüyor. Köyünde ailesi ile
birlikte kent ortamında yaşayamadığı birlikteliği yaşıyor
ve ilişkiler tazeleniyor. Bunun sosyal boyutu ve getirisinin
derinliğini araştırmak sosyal bilimcilerin işi.
Son 5 yıldır yaşananlardan sonra büyük
şehirlerde oturan üretici, köyündeki fındığa bakım masrafını
dahi yapmak istemiyor hale geliyor. Korkarım önümüzdeki birkaç
yıl içinde hasat zamanı bile köyüne gelmeyecek. Bu olumsuz
toplumsal değişimin uzun vadeli maliyetinin ülkenin toplam
fındık gelirinden yüksek olacağını düşünüyorum.